Geçtiğimiz günlerde, KKTC’de askerliğini yapan Uğur Kantar isimli gencin vatani görevi esnasında disiplin koğuşunda gördüğü işkence sonucu Ankara GATA’da tedavi altında iken yaşamını yitirdiğihaberlerini okuduk. İşkence gerçekten en ağır insanlık suçudur. Bu gencin ölümüne sebep kimlerse hükmü verilmeli ve TSK’yı zan altında bırakmamalılardır.
Son zamanlarda artarak propogandası yapılan kavramlardan biri de eşcinselliktir. Yapılan propogandalar sonucunda eşcinsellik, Batı toplumlarında oldukça yaygınlaşmıştır. Bu yaygınlaşma, eşcinsel başbakanların,bakanların hatta papazların ortaya çıkması derecesine varmıştır. Batı ile kaynaşma ve yakınlaşma siyaseti sonucunda,bizim toplulumuzda da bu yaşam tarzının yaygınlaştığını görmekteyiz.Bu sapkınlığın yaygınlaştığı toplumların çöküşe geçtiği tarihsel bir gerçekliktir. Bu nedenledir ki bütün Türkçüler, bu sapkınlığın Türk toplumu içerisinde gelişmesine karşı mücadele etmelidir.
Uğruna Atatürk Portresi kaldırılan Kemal Burkay Kimdir?
Akp’nin siyasal çözüm adına etnik bölücüleri baştacı ettiği bunun akabinde, azılı Türk düşmanlarının palazladığı bir dönemden geçmekteyiz. Habur rezaleti ile başlayan bu süreç, hepimizin midesini bulandırmışken, ardı arkası kesilmeyen açılımlarla pkk’nın siyasal uzantıları özerklik ilan etmiştir. Hergün onlarca demeç ve onlarca bölücülük propogandasının yapıldığı bu dönemde hangi konuyu kaleme alacağımı şaşırmış durumdayım.
Türk milleti’nin yaşadığı akıl tutulması sürdükçe, maddi ve manevi anlamda gelişmek, başarıya erişmek imkânsızdır. Millet’in yaşadığı, bildiği sıkıntılı günlerine rağmen susması, tepkisini göstermemesi şaşılacak bir durumdur. Ya da normal şartlarda ve asli gerekçelerle beklenilen tepkilerin hiç olmadık zamanda ve şahsi meselelerine değil de, kendisini ikinci, üçüncü sırada bekleyen konulara ses çıkarması insan hayatının doğal bir durumu değildir.
5 Temmuz 1993 tarihinde Erzincan’ın Başbağlar köyünde gerçekleştirilen katliamın 18. yılında şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Tam 17 yıl önce bugün, 2 Temmuz"da Sivas’ta yaptıkları kışkırtmaylahalkı birbirine düşürmeye çalışanların terör uzantıları, olayları kan davasına dönüştürerek üç gün sonra 5 Temmuz 1993"te de Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünü kana buladılar. Akşam ezanından sonra köye gelen yaklaşık 100 kişilik PKK'lı ve TİKKO'cu terörist grup, masum köylüleri tek tek evlerinden çıkararak köy meydanına topladılar. Ardından kadınları ayırarak erkeklerin üzerine kurşun yağdırırken köyü de ateşe verdiler. Katliamda 29 kişi kurşunlara hedef olarak, biri çocuk ve biri de kadın, 4 kişi de ateşe verilen evlerde diri diri yakılarak katledildi. Yangında okul ve camiyle birlikte 210 ev, 4 araç tamamen kül olurken 3 bin baş hayvan yanarak telef oldu. Teröristler arkalarında yaptıkları vahşeti, "Sivas olaylarının intikamını alma" adına yaptıklarını açıklayan bir bildiri bırakarak köyü terk ettiler. Katliamdan devlet yetkilileri ancak bir gün sonra haberdar olabildi.
Katliamı gerçekleştiren ve yardım edenlerden 16’sı yakalandı. Ancak dava, 22 Eylül 1997’de İzmir DGM’de sadece 2 kişinin 14 ve 3,5 yıla mahkûmiyetiyle son buldu.
Libya'ya Nato-Haçlı Saldırısı
Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesinin doğuşu
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell 12 Aralık 2002 tarihinde Arap ülkeleri için Arap sivil toplumunu güclendirmek, mikro girişimciliği teşvik, politik katılımı genişletmek ve kadın haklarını geliştirmeyi amaçlayan "Ortadoğu Ortaklık Girişimi – The Middle East Partnership Initiative (MEPI)"nin kurulduğunu ilan etti.[1]
Bundan tam otuz dokuz yıl önce Hüseyin Nihâl Atsız, Ötüken dergisinde, Konya’da bir okulda yaşanan hadise sonrası “Bozkurt Korkusu” başlıklı bir yazı kaleme almıştı.
Konuyu kısaca özetleyecek olursak; 1972 yılında Selçuk Eğitim enstitüsünde 300’ü aşkın genç, Bozkurt rozeti takarak okula geliyor ve okul müdürü Yusuf Ziya Beyzadeoğlu bu öğrencileri Bozkurt rozeti taktıkları için disiplin kuruluna verip, okula Bozkurt rozeti ile gelinmesini yasaklıyor. Atsız ise bu durumların üzerine Bozkurt’un milli önemini vurguluyor.
Ahmet Şık’ın, Zekeriya Öz’ün emriyle toplatılan kitabı,Gülen örgütlenmesinin anlatıldığı; İmamın Ordusu Dokunan Yanar kitabı sanal alemde yayınlanmıştır. Bağlantıya tıklayarak kitabı pdf dosyası şeklinde indirebilirsiniz.
Adım Yurtseven
Beni çoğunuz tanımazsınız Gazetelerin bir köşesinde öğrendiniz adımı Göğsümdeki nişanı bilmezsiniz Muhtemelen yok olurum hafızanızdan
Ana’m anlatırdı, ninemden dinlerdim, kitapardan okurdum; eski Türk kadınları o kadar şanlıdır ki, kâh cephede görürsün, kâh evinde...Bakarsın ki, Cepheye kurşun taşır ya da cepheden kurşun atar...Evinde yara sarar, çocuk bakar...Vatan'ı evlat bilir de, toprağına bastırmaz gâvur ayağını...Namus bilir de vatanı, bırakmaz yalnız er'ini, yiğidini...
Güneydoğu’da bulunan bu toplu mezarlar neticesinde bazı yazarlar tarafından milletin hafızasına kazınmak istenen; güneydoğu’da bulunan toplu mezarlar demek, askerin faili olduğu toplu katliamlar, suçsuz yere öldürülen masum insanlar demektir anlamına gelen yazılar vurgulanıyor. Türk silahlı kuvvetlerini topla, tüfekle etkisiz hale getiremeyeceğini bilen dış güçler, Türk basınında bazı kalemleri dolaylı ya da direkt olarak satın alarak TSK’yı kalbinden vurmaya çalışıyor, haysiyetini, gururunu ayaklar altına almaya çalışarak, iftiralar ile etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Bunun somut örneklerinide bilhassa 2007 yılından beri görmekteyiz. Asıl amaç ise; etkisiz, güçsüz bir Türkiye!
Türkiye yeri kolay doldurulmayacak değerli ve milli bir devlet adamını yitirmiştir.Sayın Necmettin Erbakan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Said Nursi Ebced Hesapları ile Ayetleri Tahrif Ediyor
Risale-i Nur’un doğruluğuna ve değerine, Allah Kur’an-ı Kerim’de; Peygamber Aleyhisselam Hadis-i Şerifinde ; Hazreti Ali Efendimiz ve birçok ulema kasidelerinde, kitaplarında “imza basmış”lardır.(Çeşitli risalelerde bu iddia aynen yer alıyor. Yeri geldikçe örnekler verilecek.)
Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti, gerek jeopolitik ve stratejik konumundan dolayı, gerek ise, sahip olduğu zengin erk kaynaklarından ve bölgedeki doğal erk kaynaklarının kesiştiği güzergahın denetimini elinde tutmasından dolayı, tarih boyunca çeşitli entrikalara maruz kalmıştır. Malum güçler bu kirli tezgahlar (entrikalar) kapsamında zaman zaman siyasi ve iktisadi arenada bizzat başrolde görülürken, çoğu zaman perde arkasından replik okumuştur.
30 Yıl Önce Bir İşçi, Öğretmen ailesi - 30 yıl Sonra Bir İşçi Öğretmen Ailesi.
Sene 1979 köyden şehire gelmiş binbir zorluklarla okuyup biri Fen Bilgisi öğretmeni olmuş, diğeri tekniker olmuş bir bayanla bir erkek evlenmişler.Bu çiftten bayan olanı kadrolu öğretmen olarak atanır, diğer ise şehrindeki sigara fabrikasında işçi olarak göreve başlar.
22 Göçay 2010 tarihindeki,hain saldırıda şehit düşen 4 asker ve asker kızı Buse Sarıyağ’ın anısına
Timsah Gözyaşları 2
Yine, yaşamlarının en taze baharlarında kırılıp dökülen tazecik filizler! Yine, ateş düştüğü yeri yaktı. Yine, milletçe yanan yüreklerin ağıtlarına tek seslilikle yanık ezgiler. Ve yine bu körpecik filizlerin şehadetinden siyasi pay uman, reyting (izlenme oranı) peşinde koşan, ne olduğu tescilli hainlerin salyalı ağızları ve “sonuçta hayat devam ediyor” demeyi alışkanlık haline getiren aymazların timsah gözyaşları!
Kırgızistan'daki kaygı verici gelişmeler ve çaresi
Son üç yıldır Kırgızistan; halk ayaklanmaları, hükümetlere yönelik darbelerle durulmuyor. Roza Otunbayev yanlılarının hükümeti ele geçirmesinden ardından muhaliflerle olan bölgesel çatışmalar boyut değiştirip, Kırgızistan'ın güneydeki Oş ile Celalabad eyaletlerinde 11 Haziran’da Kırgızlar ile Özbekler arasında çatışmaya dönüştü.Kırgızlar ile Kırgızistan Özbekleri arasında çıkan çatışmalarda ne yazık ki 100 üzerinde soydaşımız yaşamını yitirdi ve binlerce Özbek, Özbekistan’a sığındı. Bu kardeş kavgasının ardından Özbekistan, Kırgızistan arasında büyük sıkıntı yaşanmıştır. Bu talihsiz gelişmelerin sonucu kopan bağların yeniden onarılması gerekmektedir.
Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolunun açılması ile TSK’ne sızmaya çalışan Cumhuriyet düşmanları yüreklenmiştir. Bunun dışında dikkate alınması gereken bir başka konu ise Ergenekon, Poyrazköy, Kafes , Balyoz , Karagahevleri ve Erzincan gibi soruşturmalarla değerli, milli devlet ilkelerine bağlı yaklaşık 300 Atatürkçü askerin terfilerinin önünün kesilmesidir.
Erdoğan ile Şimon Perez arasında Davos’ta yaşanan “one minute” olayının iki önemli sonucu olmuştur. Birincisi, AKP’nin teslimiyetçi siyaseti üzerine oluşmuş özellikle Fazilet Partisi’ne kayması beklenen milli görüş oyları, 2009 yerel seçimlerinde yeniden Akp’ye dönmüştür.İkincisi ise Müslüman ülkelerdeki İsrail karşıtlığının önderliğini Erdoğan’ın alması olmuştur. Bu durumda İsrail ile Türkiye arasında ticari hacmin düşmesi beklenirken, tam tersi olmuş; ticari hacim eskiye nazaran artmıştır. Bu çelişki, krizin gerçekliği hakkında şüphe duymamıza yol açıyor.
25 Nisan 2010 tarihinde oylamaya sunulan Anayasa’nın 12.maddesi nin değişmesi ile Yüksek Askeri Şura kararlarına sivil mahkeme yolu açılmıştır. Geniş toplumsal uzlaşma ile kabuledilemesi gereken anayasa değişikliği, Akp’nin yangından mal kaçırırcasına alel acele yapılmaktadır. Bir sonraki seçimde iktidarda kalamayacağı belli olan Akp, kendisini Yüce Divan’dan kurtarmak ve Yüksek Yargı ile Ordu’ya sızmak isteyenler için son hamlesini yapmıştır.
Fecr-i sâdık görünse de değildir dün. Heyhat, karanlıktır belki de gelecek gün! Sâb'dır hayat lâkin dilersen saadetresan; Haykır, feryâd et; "gör, duy, bil" diye her an!
Kültür, bir milletin gelişmesinde rol oynayan ve o millete özgü hareketlerin (Edebiyat, sanat, güzel sanatlar, bilim, sosyal yaşam v.s.) tümüdür. Etnik olarak saf bir ırk ve millet olmamasına rağmen, yalnızca T.C. sınırları içerisinde yaşayanları değil, yurt dışındaki bir çok milleti de Türk yapan güç, ortak kültür özelliklerinden başka ne olabilir? İşte bu güç (Ortak kültür) Türk milletini tarih boyunca bir arada ve kudretli tutmuştur, işte bu güç islamiyetten önce Çin’e, Selçuklu devrinde Haçlılar Seferlerine ve Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa ülkelerine karşı, Türk milletinin birliğini sağlamış ve nihai olarak Türk Birliği’ni sağlayacaktır.
Urmiye Gölünün kurutulması, bölgenin doğasını ve birçok canlıyı yokettiği gibi yöre halkını da göçe zorlamaktadır. Bu konuda Dünya kamuoyu uyarılmalıdır.
Aslında herşey apaçık ortada. Kıbrıs meselesini çözeceğiz diyenler hala var olan gerçekleri görmezden gelerek ille de birleşik Kıbrıs oluşturacağız diyorlar. Kulaklarını güneyde cereyan eden siyasi ve dini statüdeki zatların tutumlarına tıkamışlar “Kıbrıs’ta barış engellenemez” diyorlar. Bir anlamda söylenen söz Doğru! Kıbrıs’ta barış engellenemez! Kıbrıs’taki huzur ve sukunet ortamını biz Kıbrıs Türkleri TSK’nın güvencesinden alarak tekrar Rumların ve batı dünyasının kucağına atamayız! Bu nedenle Kıbrıs’ta var olan barış ortamını yeniden birleşik Kıbrıs diyerek sizlere emanet edemeyiz!
Bilgibağda dolanan ve “Türkiye’de Türk yok” veya “Anadolu’da Türk yok” adlı "spam" türü iletilere siz de rast gelmişsinizdir. Öyle birkaç satır veya paragraf değil, bayağı sayfalarca bilgi olan bu başlıklar insana sanki akademik bir yazı veya bir çalışma gibi geliyor, resimler, haritalar ve sözüm ona tarihi veya etimolojik bilgiler ile bayağı detaylı bir şey sanıyorsunuz. İşin aslını okumaya başlayınca anlıyorsunuz. Zira az-biraz tarih ve yine az-biraz etimoloji bilginiz bile size bu bilgilerin sokak dili ile “sıkmasyon” olduğunu gösteriyor. Bazen bu komik iddialara üşenmeden birkaç kere cevap yazdım ama başlığı açanların dönüp benim yazdıklarıma cevap veremediğini gördüm. Tabi önceden hazırlanmış bir metni belki de hiç okumadan binlerce siteye yayan bu şahısların cevap vermesini beklemek de benim hatam. İşin aslı yazının sonunda kaynakça olarak verilen yere baktığınızda ortaya çıkıyor. Keşke hiç okumadan oraya baksaymışım zaten okumazdım diyorsunuz.
İsveç’te yapılan soykırım oylaması hakkında Yeniçağ güncesi yazarı Behiç Kılıç’ı, yazmış olduğu doğru tespitlerden dolayı kutlarım.Ne var ki bu oylamada asıl kızılması gereken ne olduğu zaten belli olan Türkiye kökenli milletvekilleri değil,oylamaya katılmayarak tasarının geçmesine sebep olan Yeşiller Partisi miletvekili Mehmet Kaplan olduğunu düşünüyorum.
Bugün (18 Mart 2010) Çanakkale Zaferi’nin 95. yıl dönümü ve “Şehitler Günü”dür. Bu vesileyle ATATÜRK’ü ve silah arkadaşlarını bir kez daha saygı ile anıyorum, ruhları şad, mekanları cennet olsun.
İsveç Başbakanı Fredrik Reinfield , 2006 yılında Asuri Hujådå gazetesi ile yapmış olduğu söyleşide, sözde soykırımı kabulettiğini ve tanıma sözü verdiğini söylemiştir. Hükümetten 88 milletvekili oturuma katılmayarak tasarının kabuledilmesini sağlamıştır. İsveç Başbakanı sözde soykırım konusundaki üzüntüsünden dolayı samimi değildir.
BOP Yıldızını Arıyor
Said Kürdi’nin (Said Nursi) şakirtleri olan Nurcuların, Kürtçülük yönü hakkında çok bahsedilmiştir. Nurculuğun bir kolu olan Fethullahçılar, genel itibariyle bu yönlerini açığa vurmaz;toplumda vatan millet ve bayrak gösterisi yaparlardı.Bu yöntemleri sayesinde birçok Türk gencini yanlarına çekerek pasifize(etkisizleştirme) etmeyi başarmışlar, Kürtçülüğün bayraktarlığını yapan mankurtlar olarak devşirmişlerdir.
Son zamanlarda bu soysuz Liboş takımının tamamı, adeta birbiriyle yarışırcasına, Kürt Açılımından, Kürt sorununun cesur adamların cesurca tartışmaya başlamaları ile çözüme kavuşacağından, artık bu konunun gündeme alınmasından, T.C. ‘ yi her zaman ve her yerde karalayan DTP’ lilerle masaya oturulmasından, hatta bir parmağı ile burnunu öbür eli ile karnını karıştıran bölücübaşı , katil teröristle görüşülmesinden, yurdumuzda akan kanın ve harcanan milyar dolarlarının son bulmasından vs. vs. söz etmeye, bunları yazmaya ve konuşmaya başladılar.